Gece saat 3 suları. Yatakta bir sağ bir sola dönüp duruyorum. Çoğu gece olduğu gibi gene uyuyamıyorum. Kalkıyorum ve hava almak için balkona çıkıyorum. Boğazı görüyorum. Hava soğuk, üşüyorum ama umurumda değil. Çünkü yönettiğim ülke son 8 günde yangın yerine döndü. Düşünmeden duramıyorum nerede hata yaptım diye. Üslup diyorlar. 10 yıldır hep aynı üslup ile konuştum durdum. Bu sefer ne farklı. Yasaklar diyorlar. Ben bunları hep onların sağlığını düşünerek yaptım. Benim görevim bu. Halkın sağlığını korumak, güvenliğini sağlamak. Geçmişim beni gölgem gibi takip ediyor. Bundan dolayı şeriatı getirecekler diye korkularını anlıyorum. Ama ben değiştim. Ben, geçmişteki ben değilim artık. Bu düşünceler içindeyken soğuk yüzünden titremeye başlıyorum. İçeriye girip koltuğa oturuyorum. Ama içim içimi yiyor. Dayanamıyorum daha fazla üstüme bir şeyler alıp kendimi dışarı atıyorum. Dışarıda korumalar beni bu saatte bu şekilde görünce şaşırıyorlar. Biraz gezeceğimi, beni takip etmemelerini söylüyorum. Aldığım parkanın önünü kapatıp yürümeye başlıyorum. Nereye gitmem gerektiğini biliyorum ama oraya gidecek cesaretimin olup olmadığını bilmeden Gezi Parkı'na doğru yol almaya başlıyorum. Olmadı o cesareti bulamazsam yarı yoldan geri dönerim diyorum kendi kendime. Bu arada güneşte yüzünü yavaş yavaş göstermeye başlıyor. Ne deyim güneşi görünce biraz cesaretim geliyor. O meşhur parka varıyorum. Etraf çadırdan, ranzadan geçilmiyor. 300 - 500 çapulcu demiştim ama burada daha fazlası var. Herkes uyumuş. Sadece kuşların sesi duyuluyor. İçimi bir huzur kaplıyor. İlerlemeye devam ediyorum. Mutfak, yeme içme yerleri, revirler görüyorum. Bu esnada bir kütüphane inşa etmişler. Okumayı çok sevdiğimden gidip yakından bakıyorum. Her türden kitap var; felsefeden romana, şiirden kısa öykülere. Kapağı olmayan eski bir kitaba elim gidiyor. Rasgele bir sayfa açıyorum. Başlıyorum okumaya.
''Demokrasinin esas prensibi, halkın eğemenliğidir. Ama milletin kendini yönetecekleri iyi seçebilmesi için, yetişkin ve iyi eğitim görmüş olması şarttır. Eğer bu sağlanamazsa demokrasi, otoraksiye geçebilir. Halk övülmeyi sever. Onun için, güzel sözlü demagoglar, kötü de olsalar, başa geçebilirler. Oy toplaması bilen herkesin, devleti idare edebileceği zannedilir.
Demokrasi, bir eğitim işidir. Eğitimsiz kitlelerle demokrasiye geçilirse oligarşi olur. Devam edilirse demagoglar türer. Demagoglardan da diktatörler çıkar.''
Bu satırları okurken arkamdan bir genç Başbakanım hoşgeldiniz diyor. Dönüp bakıyorum karşımda pırıl pırıl bir genç. Çay demledim içer misiniz diyor. İçerim diyorum. Bir elinde tabure bir elinde çaylarla geliyor. Gelirken ona bakıyorum. Dik, onurlu, sağlam bir duruşu var. Gözlerine bakıyorum bana karşı ne korku ne de kin var. O gözlerde sevgi, merhamet var. Tabureyi yere koyuyor. Oturun diyor. Oturuyorum. Çayımı uzatıyor alıyorum. O da yere oturuyor. Başka tabure yok muyduda yere oturdun diyorum. Var ama size saygısızlık olur diye sizden alçakta oturmak istedim diyor. Bu lafı duyunca içimden bir parça kopuyor resmen. Olur mu öyle şey diyorum. Siz olmazsanız biz hükümet hiç olmaz diyorum ve tabureyi kenara alıp bende yere oturuyorum. Eşitlendik diyorum gülüyor. Gülüşünde bir alaycılık yok. Artık sende bizden halktan oldun der gibiydi. Çaylarımızı içerken o ilk sohbetten başka bir konuşma geçmedi aramızda. Bu arada sabah ezanı okunmaya başlanmıştı. Genç, eğer namaz kılmak isterseniz yerimiz var dedi ve gösterdi. O da benle beraber abdest alıp, beraber namaza durdu. Namazdan sonra gence teşekkür edip kütüphaneye doğru gitmeye başladım. Biraz önce okuduğum kitabı alıp kaldığım yerden okumaya devam ettim. Bu esnada genç kütüphaneye gelip bir kitap aldı ve bir köşeye çekilip okumaya başladı. Ama arada gözleri ile beni izliyor, hareketlerimi takip ediyordu. Yavaş yavaş insanlar uyanmaya başlıyor ve beni gördüklerinde gözlerine inanamayıp uyuyan arkadaşlarını gidip uyandırıyorlardı. Bu sayede kalabalık artmış ve çevremde toplanmıştı. Hükümet istifa gibi sloganlar yükselse de kalabalık hemen onları susturuyordu. Bir süre çevremdeki bu gençlere baktım. Gözleri ışıl ışıl, korkusuz. Bu gençlere dönüp evet bende bir çapulcuyum ve özür dilerim siz gençlerden dedim.
Bu güzel vatanıma böyle başbakanlar yakışır.